lafmacun org

ne kadar zaman oldu buraya geleli?? sanırım bir kaç ay ama çokta olmadı.
ilk helen ile tanıştım. daha sonra kalihora ve ardından mezarbekçisi.. timsah..nagual..alkolikhus..
gera..vs.. ve ankaradan bir yoldaşımı buldum burada..
spartaküsten tavla sözü aldım.
güzel insanlar yukarıda saydıklarım. ve burada tanımış olmam onları anlamsızlaştırmıyor gözümde. internet denilen yerde tanıştığımız insanların kıymeti göz göze iletişime geçtiğimiz insanların kıymeti ile aynı olmuyor asla biliyorum. ama eğer bir insanla cümlelerden öte şeyler paylaşıyorsan, misal; hayat görüşü.. o zaman farklılaşıyor her şey.. daha bir anlamlı oluyor, daha bir güzel.
yukarıda saydığım isimlerden geriye nerede ise kimse kalmadı. neden? çünkü lafmacun.org komünist kızların kolay vermesi gibi bir başlığı gocunmadan, barındırıyor bünyesinde.. ancak başka bir başlık açıldı mı başlıkta başlığı açanda atılıyor. ve sonucunda bölücü başlık açtı deniliyor.

ben bir komünistim arkadaşlar. sizin ahlak anlayışınız sadece aileniz için geçerli iken benimkisi tüm insanlık için geçerli.
evet evet ben bir komünistim evli , iş sahibi bir komünistim. ve ben bir kadınım. bir kadının bunca aşağılanmasına ses çıkartacak kadar onurlu bir kadınım ben. ve ses çıkartmayanların ahlak anlayışlarının kokuşmuşluğunu anlayacak kadar yaşamış biri.
komünist bir kadın olarak komünizm yarin yanağından gayrı herşeyini paylaşmaktır'a inanırım ben.

bugün bir çok insanın yokluğunu öğrendim.. sonuç olarakta sitenin , insan üreme organları ile kurulan cümlelerden haz eden diğerlerine kalması gerektiğini çünkü kirlenmiş olanın yanında durdukça herşeyin kirlenebileceğini düşündüm.
haa bu arada küçükken biri pipi dedi mi ağzımızı kapatarak kahkahalar atardık anımsıyor musunuz? işte büyümek ile büyümemek arasındaki farktır bu.
lafmacun.org dün enim yazı girdiğim bir sözlük sitesi idi..
bugün??


hiç bir şey!!
hekese eyvallah.

nagual

gittiğini öğrendim bu sabah.. bu sabah öğrendiklerimi sandığıma kilitleyip tüm öğrendiklerimi unutmak gayretindeyim.
her insan bir öykü yazar hayatı ile. öyküler farklılaşır farklı dillerde.. ayrışır bazı bazı.. biri çıkar öykünüzü lanetler.. diğeri yüceltir. ve biz buna yaşamak deriz. hani şair demiş ya.. bir ağaç gibi tek ve hür bir orman gibi kardeşcesine.. ne zaman demiş bunu şair?? aradan bunca sene geçmiş kardeşlik unutulmuş.. hürriyet salt bir gazete ismi olmuş. ve birileri savaş açmışlar.. sözcükleri tüketirken birileri.. ve tükenmiş sözcükleri yerine silahlar kuşanırken.. nagual gibileri sözcükler kuşanmışlar.. düşmüşler yollara..
amaç ne??
iyi de bu değiştirme çabası , dünyayı.. gücün yeter mi lan senin dünyayı değiştirmeye.. denmiş.. yıldırmak için karşılarına çıkıp sözcük söyleyemeyecekler, sırtından vurmuşlar dünyayı değiştirmek çabası olanları. sırtından vurulanlar düşmüş.. ve kalanlar düşenlerin mirasını devralıp daha sağlam.. daha inançlı yürümeye devam etmişler dünyayı değiştirme yolunda. faizme inat değişmişler.. kardeşimsin.
anlamamış insanlar bu cümleleri. teröristsin sen demişler. kardeşlik demesine inatla.
yalanlar söylenmiş biz çocuklara. ama çocukça olmayan yalanlar. inanmışız bu yalanlara. yalanları gerçeğimiz yapmışız. gerçeğimizi sorgulamamışız. oysaki gerçek,
bizim bildiğimizin dışında olabilir. bizim bildiklerimiz , emekçi avuçlarımız ile sıkı sıkıya tutunduklarımız ve yaşama sebebi yaptığımız herşey bir gecede yalan olabilir. işte o geceyi yaşamamak için sorgulamalıyız dünyayı. ve içinde bulunduğumuz yaşamı.
nagual bu yaşamı sorgulayanlardan ve yaşamı şiirsel bir dil ile tatlandıranlardandır. naugal bir köy çobanıdır..
ya da her pazar evinize temizliğe gelen bir kadındır..
üzerinizdeki tişörtü nagual dikmiştir.
ve ekmeğinizi yapar sabahın ilk ışıkları ile 260 derece sıcak fırında.
yani nagual ; dünyayı emekçi lleri ile örendir.
siz ne derseniz deyin bugüden gari aynı olmaz hiç bir şey. sandığımıza kaldırsakta tüm öğrendiklerimizi o sandık içerideki odadadır. gidip bakmak aklımızın bir köşesinde..

komunist kizlarin daha kolay vermesi

ne aşağılık bir durum değil mi??
dünyanın en güzel eylemlerinden biri olan sevişmek eylemini bir alma - verme meselesinden öte algılayamayan zihniyetler böule laflar ediyorlar elbette.
bir kadını bunca aşağılayan bir adamın varlığı mide bulandırıcı olmakla beraber zihinsel faliyetlerinin ne düzeyde olduğunu algılamamızı sağlamasından dolayı rahatız.

lamazibici

bir haftalık bir tatilden sonra sözlüğe geri dönmemle dumura uğramam bir oldu. lamazibici atlmış.. nagual gitmiş.. felan filan..
yönetimin adaleti ile ilgili sıkıntılarımızın olduğu kesindir. ki şikayeti olanlara özel mesaj ile ahkam kesen yöneticiler ise yok mudur?? vardır.. ancak iddia ettiğiniz şeyleri kanıtlaınca topuklamalarıda ahkam kesmelerini izlemek kadar keyiflidir.

herne ise..
şimdi lafmacunda neler eksik kalacak??
yada bundan sonra lafmacun artık eski lafmacun (sözlüğümüz) mü olacak yine?
olmayacak elbette. hep bir şey eksik kalacak. cümleler hep yarım. ne desek boş aslında.. ama söyleyecek sözümüz söylemeye yüzümüz var:

kişisel olarak sözlüğün he hafta bir grubun eline geçmesini çok mide bulandırıcı ama daha önemlisi sıkıcı bulduğumu belirmeliyim. ve sözlüğü her eline geçirenlerin önce solculara saldırmasını da hiç yadırgamadığımı. arkadaşlar ne yapacaksınız bizi tek tek atacak mısınız sözlükten?
bu sözlük bu olaydan sonra asla eskisi olmaz.. sözlüğün en aklı başında en doğru yazarları gitmiş. gitmelerine sebep verenlerin sağolsunlar nasıl entryler kastırdıklarını ve ne inciler döküldüklerini biliyoruz.* meursault gitti önce, alkolikhus gitti , lamazibici vs.. hiç bir şey eskisi gibi olmaz!!

eskisi gibi olmazı bir yana; vicdanın gücünü görmek istiyoruz artık bu sitede.

devrim aldatmacasi

devrimin aldatmaca olduğunu düşünenlere sistemlerin evrilmesi ile ilgili biraz akıl yürütmelerini ve daha sonrada kapitalizmin kaç yüzyıllık br sistem olduğunu ve komünizmin kaç yıllık bir sistem olduğunu bir daha anımsamalarını şiddetle tavsiye ederim.
(şiddet mecazi anlamda kullanılmıştır. gerektirmedikçe şiddet kullanmaktan taraf değilizdir.)

ulku ocaklari baskanini taniyorum lan

sözü söyledikten sonra sonuna maalesef gelebilir misal. yada sözü söyleyenin yüzü kızarabilir.

korkma insancik korkma

sonun başlangıcı bölümü ile başlayan, ve sona geldiğinizde içinizi cız ettiren, rum bir kadın ve türk bir çocuğun aşklarının kou edildiği roman. yazarı midemi bulandırsa da, kitap ilk çocuklluk yıllarımın en güzel anısıdır.

lafmacun yazarlarindan oykuler

bir deve kuşu türküsüydü yaşam;


ölü sevişmelerimizin ardından ağlamak senin işindi. benim ki ise bir küfür sallamak hayata ve dünyanın dengesini bozmak istercesine koşmak. ve beni çıkarsızlığa düşüren şeylerden (isabetsiz küfürlerden , bozulmayan dengelerden) kurtaran hep sen olurdun. incecik hayat ipinde şemsiyem hep sen..
yaşam senin için hep bir deve kuşu türküsü gibiydi.. hem kafasını yaşamın kalbine sokar ve türküsünü dinlerdin. hem de insanların , yaşam diye bizi kandırdıkları kahpe oyunlardan kaçar ve yüreğinin uçurumunda intihar provaları yapardın. sen bu provaları yaparken, ben ; hep kaçardım senden, senin kurtarıcın olmamı istemenden, kaçardım ve her defasında yavan aşkının çığlığı döndürürdü seni, bu ait olmadığın yaşama…
geceler boyu bana okuduğun aşk hikayelerinde , hep senler doluydu; iyilikler, saflıklar,güzellikler,aşk. benler ise; o hikayelerin hep kötü jönü , hep noktasız süregeleniydi. buna rağmen yaşam, benim için ; hep bir kalın çizgi ve büyük bir panayır şemsiyesiydi.
senin için ise; yüreğinin uçurumunda yaşam iplerini koparmış ve şemsiyesini parçalamıştı.
böylece ölümünde bile bana, kalın iplerden ve büyük şemsiyelerden daha önemli şeyler olduğunu gösterdin.

cumhuriyet meydani

eskiden vivaldi çalınan şimdilerde ise sık sık marşlar çalınan bakırköy tren istasyonuna bir kaç metre uzaklıktaki, güvercinlerin uğrak yeri olan meydandır.

taseronlastirma

- taşeronlaştırma : bir özelleştirme ve kamu kaynaklarını peşkeş çekme yöntemidir.

- taşeronlaştırma : özelleştirmenin nimelerinden yararlanma olanağı sağladığı kesimler üzerinden* , özelleştirme için belirli ölçüde de olsa bir toplumsal dayanak oluşturma yöntemidir.

- taşeronlaştırma : burjuvazi'nin az masrafla* kısa uoldan işçinin emek gücünün yoğun ve kuralsız sömürüsü ve kamu kaynakları üzerinden sermaye biriktirme yöntemidir.

- taşeronlaştırma : bir iş yerinden çalışan ve aynı işin değişik bölümlerini üreten işçileri ayrı taşeronlara bağlayarak örgütlenmelerinin önüne engeller koyma eylemidir.

- taşeronlaştırma : aynı zamanda , hileli iflas , isim değiştirme , yıl dolmadan giriş-çıkış yaptırma..vb. yöntemlerle işçi sınıfını sendikasız, sürekli asgari ücretle kıdem tazminatsız, iş güvencesiz çalıştırma yöntemidir.

lafmacun yazarlarinin hikayeleri

iki kişilik bir ailede evin tek çocuğu olarak sigara alma görevinin neden anneme değil de bana ait olduğunu sorgulamayı ve bunun üzerine çareler aramayı o gün bıraktım..
o gün.. sokağa attığım her adımın yeni bir yolculuk anlamına geldiğini.. ve her yolculuğun beni başka. , bilmediğim diyarlara götürdüğünü anladığım o gün.. o güne dair kendimle ilgili hatırladığım tek şey ilk o gün hissetmeye başladığım ve o hissedişin bir türlü sonunu getiremediğim kırgınlık hissi. neye ve kime karşı olduğunu aradan geçen bunca yıla ve yaşanan onca yolculuğa karşı bulabilmiş değilim..
---------------------o-----------------

doğalgazın evlerimize ulaşmak için mahallelerimize saldırılarının yeni başladığı ve mahallelerimizin teslim olmayı reddedip direndiği dönemlerdi.. biz ; mahallemiz ve evimizi ucuza ısıtacağını duyduğumuz ve merak ettiğimiz doğalgaz arasında taraf tutuyor bu savaşımı kimin kazanacağını merakla bekleyip bu savaş üzerine bahse giriyorduk.. yani kısaca çocuktuk..
yaşımız gereği liseye gidiyor olmamız bu sıfatı hiçbir şekilde elimizden alamıyordu.. çocuktuk ve bizi diğerlerinden ayıran parmaklıklarla çevrili sitelerde oturuyor , bu sitelerdeki diğerlerinin asla giremeyeceği parklarda oyunlar oynuyorduk..

işte o gün o parklara gitmekten vaz geçtim.. ve üzerimde iyi durduğunu düşündüğüm “çocuk” sıfatından. o gün büyüdüm..

sigara almaya giderken mırıldandığımı duyanlar olmadı. ama o zamanın hit şarkılarından biri dilimin ucunda sesleniyordu..
sigara almak için gittiğim bakkalda , bakkala benden önce gelmiş olan yaşı benden daha küçük bir çocuk sigara alıyordu. gözü kasanın önünde duran altın rengi folyo ile kaplanıp altın numarası yapan çikolatalarda elinde asla o altın numarası yapan çikolataları alması için artacak bir üstü olmayan sigara parasını tutuyor. parayı uzatan elinin içinde bir sigara yanığı.. sigara yanığımı o yoksa?? nasıl olur bebek bu daha.. benim farkımda değil.. bense o dakika itibariyle onun / sigara yanığının / maltepe sigarasının ve bakkal amcanın farkındayım..
bakkal amca çocuğun maltepesini uzatıyor..
çocuk sigarayı alıp gitmeye davranıyor..
bakkal amca çocuğu geri çağırıyor.. çünkü bu defa parasının üstü var..
“paranın üstünü al canım”
altın numarası yapan çikolata umurunda değil artık çocuğun çünkü o daha değerli bir şeye sahip oldu.. 4-5 yıllık uzun hayatında , belki de ilk defa ..
tüm sahip olduklarımı düşünüyorum.. istediğim zaman altın numarası yapan çikolatalardan yiyebiliyor olmak kanıma dokunuyor. üzerime yapıştırdığım çocuk sıfatı ağır geliyor omuzlarıma. bugünden sonra taşıyamam ben bu yükü..

----------------o-----------
çocuk kapının önüne çıkıyor .. o dakika onun mırıldandığını kimse duymuyor.. (benim dışımda)
gözleri mutluluktan kısılmış.. yüzünde yüzüne büyük gelen ama büyük geldiği kadar da yakışan kocaman bir gülümsemeyle

- bana canım dedi.. bana canım dedi..

orgut

soyut olarak mesele ele alındığında, akla ilk önce iş bölümü gelecektir. ama tek başına bu belirleme tek başına yaşama bir cevap anlamına gelmemektedir. çünkü örgüt saptaması ulaşılmak istenilen hedef ile bağlı ele alınmadıkça yeterli açıklayıcılığa sahip olmayacaktır.

toplumsal şekillenmeye, sınıf mücadeleleri yön veriyorsa, bu mücadelelerin aldığı biçimler * de kendilerine has örgütlenmelerin ortaya çıkmasına neden olacaktır.
ve konu, lenin göz ardı edilerek sağlıklı bir biçimde incelenemez.
iktidara yönelik mücadele decek bir örgütten bahsediyorsak , parti den söz ediyoruz demektir. böyle bir parti bu siyasi kavagada öncülüğe soyunuyorsa eğer, bir örgütler toplamı olarak, işçi sınıfını partiye bağlama savaşımı içinde olmalıdır.bu durum doğrudan, örgütlenme ve örgütsel gelişim sürecine bağlıdır.
nasıl bir parti örgütler taoplamı ise, anı şekilde bir süreç içinde örgütsel yapılanma sorunu ve ürünüdür. merkezi olmayan bir örgüt düşünülemez. sorun bu merkezin bir bütün olarak örgütün nasıl işlediğinde yatmaktadır.çünkü merkezin konumlanışı bir anlamda hedefle, oluşturucu unsurların niteliği ile, sınıfsal şekillenmeyle ve içinde devinilen koşullarla doğrudan bağlantılıdır. merkez, içinde yaşadığı koşulları göz ardı edeceği bir yönelim içinde bulunamaz.

lenin , bütün devrimlerin esas meselesi devlet iktidarı meselesidir der. işçi sınıfının iktidarına yönelik yürüyüş bizleri program ve strateji sorunuyla yüz yüze getirir. nu nedenle ülke ve uluslararası durumun tutarlı bir analizi programın köşe taşlarının dizilmesi ve yine buna bağlı olarak stratiji tayini anlamına gelir. program ve örgütlenme meselesi birbirinden bağımsız bir tarzda ele alınamazlar. ama marksist teori'nin ışığında hazırlanacak bir program, hiç bir biçimde bir program fetişizm'inin ürünü olmamalıdır. bu anlayışla oluşturulacak olan program ulaşılmak istediği hedefleri en açık bir dil ile ifade etmeli, yapısıda somut koşulların somut analizi temelinde gerekli esnekliğe sahip olmalıdır. program gereksiz ayrıntılarla boğulmamalı ve bu ayrıntılardan uzak yaklaşımıyla esasa ilişkin belirlemelerde bulunmalıdır.

ozellestirme

<bkz: neoliberal> saldırının ideolojik ve politik aracı olan özelleştirme, devlete ait işletmelerin ve/veya devlet tarafından yürütülen hizmetlerin *, özel sermaye'ye devredilmesi* anlamına geliyor. bu nedenle özelleştirme devletleştirmenin karşıt anlamında bir kavramdır.

laiklik

laiklik köken olarak yunanca laikos sözcüğünden gelmiştir. eski yunanlılar din adamı sınıfından olmayan, halktan kişilere laikos demekteydi.laikos sözcüğü latinceye laicus, ondan da fransızcaya laic,laique,laicisme olarak geçmiştir. laikliğin sözlük anlamı ; din adamı sınıfından olmayan kişi, dini olmayan şey,düşünce,sistem,prensip'tir.

ingilizce'deki secularism, secular kelimeleri de dünyevilik ve dünyaya ait olma anlamında laikliği karşılamaktadır. ancak, sekülarizm ; din ve devletin ayrı ayrı özerk ve bağımsız kurumlar olmalarını , laiklik ise;dinin devletin mutlak otoritesi altında olmasını savunmaktadır. laiklik, katolik , ortodoks ve fransız kültüründe; sekülarizm ise protestan, anglikan kilisesi, ingiliz ve alman kültüründe etkili olmuştur.

daha genel anlamda laiklik , bireysel ve toplumsal hayatın yönlendiricileri olarak din ve devlet erkinin, etki ve egemenlik alanlarının/sınırlarının birbirinden ayrılmasını sağlayan siyasi, hukuki ve idari kurallar bütünü olarak tanımlanabilir. tarihi bir kavram olarak laiklik , batı hristiyan toplumlarında yaşanan rönesans ve reform süreçlerinin ulus devlet çerçevesi içinde şekillenmiş ve aydınlanma düşüncesinden doğmuştur.

osmanlı imparatorluğu'nda aydınlanma dönemi diye bir dönemden söz edilemese de, laik içerikli düşünce akımları tanzimat döneminde gelişmeye başlamıştır. bu dönemde batılılaşmanın hangi yol ve yöntem ile yapılacağı çerçevesinde tartışan aydınlar, laikliği açık ve net olarak savunamamışlardır. bunun nedeni, islam'ın monolotik toplumsal ve siyasal düzen anlayışını tehdit ettiği için dini çevrelerin şiddetli tepkisi ile karşılaşmış olmalarıdır.

ancak , tanzimat ve meşrutiyet dönemlerinde başlayan askeri, idari ve kültürel reformlar hristiyan batı medeniyetinin etkisini giderek arttırmıştır: avrupai tarzda idari sistemin yeniden düzenlenmesi, okulların açılması, ticaret kanunlarının çıkarılması, yeni mahkemelerin kurulması vb. çabaları da laik bir hukukun gelişmesine yol açmıştır.

ı.dünya paylaşım savaşı'nın * sonunda mondros mütarekesi koşullarında gelişen m.kemal önderliğindeki türk ulusal hareketi, kısa süreli bir bağımsızlık savaşından sonra osmanlı imparatorluğu'nun yerine demokratik olmayan cumhuriyeti ikame ettirmiştir. imparatorluğun tüm askeri ve bürokratik geleneklerini devralan türkiye cumhuriyeti yepyeni bir devlet olarak değil, osmanlı devletinin yerine ikame edilen yeni bir rejim olarak tarihteki yerini almıştır.

cumhuriyetin ilk 15 yılında kemalist hareket modernleşmeci bir tutumla tanzimat'tan beri devam eden ve ittihat ve terakki partisi döneminde duraksamayan batılılaşma çabalarına hız vermiştir. kemalist hareketin modernleşmeci çabaları, yukarıdan aşağıya doğru ve topluma dayatma biçiminde sürmüştür. böylelikle, tanzimatla birlikte somutlaşan batılılaşma çizgisindeki modernleşme çabaları cumhuriyet ile birlikte laik, milli devlete dönmüştür. cumhuriyetin getirdiği laiklik; din-devlet ayrımına değil , dinin devlet kontrolünde tutulmasına dayandırılmıştır. bu nedenle cumhuriyet tarihi boyunca toplumda ; ilerici/gerici, laik/anti-laik, doğulu/batılı vb. sorunsallar yaşanmış; bunlar üzerinden yürütülen ; ulusal , sınıfsal , cinsel vb. ayrışmalar ve saflaşmalar günümüze kadar devam etmiştir.


*
*

dorduncu enternasyonal

dördüncü enternasyonel'e troçkistler ve troçkizm damgasını vurmuştur.

mezarbekcisi

sevdiğimiz, saydığımız, bağrımıza bastığımız ve yokluğunda aleyhinde konuşulduğunda marksist bir sahiplenme ile canımız ciğerimiz bildiğimiz yazardır.

mezarbekcisi

yokluğundan istifa edilmemesi gereken yazardır.

kendisinin yokluğundan istifade başlığı altında giydirelim çocuğa diye düşünenlere anımsatma, o olmasa da ben varım burada.
ne istiyorsunuz kuzum, bana söyleyiniz.

bir ilgi cekme araci olarak bunalim takilmak

daha çok erkek bireylerde görülür.
amaç kızların ilgisini çekmektir. oysaki azıcık gülümzemeyi ve hayattan keyif almayı bilseler daha çok ilgi çekeceklerdir. biri onlara bunu söylemeli.

hurriyet in kadin teshirini birakmasi

satılmamasına sebebiyet verecektir.

ne kadın resmi var ne haber niye alacaz ki gazeteyi?

aile

sosyal politikanın konusu olarak ele alınan aile, devletin ana siyasal eğilimi doğrultusunda, toplumsal denetim ve iktisadi istikrar bağlamında, anayasal ve hukuksal düzenlemeler çerçevesinde özel bir alan olarak konumlanır.aile tarihinin incelenmesi sonucundaaynı toplumsal iktisadi sistemlerde dahi benzersiz aile birimlerininvarlığı açığa çıkarılabilir. aile kendiliğinden, kendine özgü bir varlık olarak tarih sahnesinde belirir. tüm boyutlarıyla tarihsel bir yaratımdır. tarihsel süreç boyunca ailenin süren varlığı, devamlılığı ve gösterdiği tutarlılığa rağmen, her ttarihsel ve toplumsal dönemin kendine özgü aile kavrayışı ve modeli olduğu unutulmamalıdır.

(kavramlar sözlüğü)
copy-past yapılmamaıştır.